Tarih: 18 Aralık, 2025
Savunma sanayiinde yerlileşme, tedarik zinciri sürekliliği, finansman mekanizmaları, sanayileşme politikaları ve ileri teknoloji vizyonu gibi başlıkların ele alındığı buluşmada, sektörün mevcut durumu ve gelecek perspektifi ele alındı. Program kapsamında, savunma sanayii ekosisteminin kamu–özel sektör iş birliği temelinde daha da güçlendirilmesine yönelik değerlendirmeler yapılırken, İstanbul’un sanayi altyapısının ve üretim kapasitesinin savunma sanayii içindeki konumu da kapsamlı biçimde ele alındı.
Etkinlikte, İstanbul Sanayi Odası ve SAHA İstanbul’un öncülüğünde yürütülen çalışmaların yanı sıra, Savunma Sanayii Başkanlığı’nın sanayileşme, tedarik ve finansman politikaları, ekosistemin sürdürülebilir büyümesi açısından değerlendirildi. Gün boyu süren programda, savunma sanayiinin stratejik dönüşümü, yeni nesil teknolojiler ve küresel rekabet ortamında Türkiye’nin konumuna ilişkin önemli mesajlar verildi.
7’nci Savunma Sanayii Buluşmaları kapsamında gerçekleştirilen oturumlarla, sektör paydaşları arasında bilgi paylaşımının artırılması, yeni iş birliklerinin teşvik edilmesi ve uzun vadeli stratejik hedeflerin ortak bir zeminde tartışılması amaçlanıyor.
.jpeg)
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan: “Savunma Sanayii, Sanayimizin Stratejik Derinliğini Temsil Ediyor”
7’nci Savunma Sanayii Buluşmaları’nın açılış konuşmasını gerçekleştiren İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, savunma sanayiinin Türkiye sanayisi içindeki stratejik konumuna dikkat çekti. Bahçıvan, savunma sanayiinin yalnızca yüksek teknoloji üreten bir alan değil, aynı zamanda sanayi politikalarının derinliğini ve sürekliliğini yansıtan temel bir yapı taşı olduğunu vurguladı.
Konuşmasında İstanbul’un sanayi birikimine dikkat çeken Bahçıvan, kentin tarihsel üretim hafızası ile savunma sanayiinde oluşan yeni teknoloji ekosisteminin birbirini besleyen iki ana unsur haline geldiğini ifade etti. İstanbul’un sahip olduğu üretim kabiliyeti, nitelikli insan kaynağı ve tedarik altyapısının, savunma sanayiinde yürütülen projeler açısından önemli bir kaldıraç görevi gördüğünü dile getirdi.
Savunma sanayiinin sanayinin geneline yayılan çarpan etkisine de değinen Bahçıvan, bu alanda geliştirilen teknolojilerin yalnızca askeri sistemlerle sınırlı kalmadığını; makine, metal, elektronik, yazılım ve ileri malzeme gibi birçok sektöre doğrudan katkı sağladığını belirtti. Bu yönüyle savunma sanayiinin, Türkiye’nin yüksek katma değerli üretim hedeflerinin merkezinde yer aldığını vurguladı.
İSO olarak savunma sanayii ekosisteminin güçlendirilmesine büyük önem verdiklerini ifade eden Bahçıvan, özellikle KOBİ’lerin ve yan sanayinin bu ekosisteme entegrasyonunun kritik olduğunu kaydetti. Sanayi kuruluşlarının uzun vadeli planlama yapabilmesi, finansmana erişimin kolaylaştırılması ve tedarik zincirinde sürekliliğin sağlanmasının, sektörün sürdürülebilir büyümesi açısından vazgeçilmez unsurlar olduğunu dile getirdi.
Erdal Bahçıvan, İstanbul Sanayi Odası’nın SAHA İstanbul ve Savunma Sanayii Başkanlığı ile yürüttüğü iş birliklerinin, sanayi ile savunma ekosistemi arasında güçlü bir köprü kurduğunu belirterek, bu tür platformların sanayiciler açısından önemli bir eşgüdüm zemini oluşturduğunu ifade etti.
.jpeg)
SAHA İstanbul Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Murat İkinci: “Savunma Sanayiinde Ölçek, Süreklilik ve İhracat Derinliği Esas Olmalı”
7’nci Savunma Sanayii Buluşmaları kapsamında konuşan SAHA İstanbul Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Murat İkinci, Türk savunma sanayiinin son yıllarda ulaştığı ölçeğin, artık yalnızca proje sayısı ve firma adediyle değil; süreklilik, tedarik zinciri olgunluğu ve ihracat derinliği üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
İkinci, savunma sanayii ekosisteminin son dönemde önemli bir büyüme ivmesi yakaladığını belirterek, bugün gelinen noktada yüzlerce ana ve alt yüklenici firmanın aynı anda yürüttüğü projelerle, yüksek teknolojiye dayalı karmaşık sistemlerin başarıyla geliştirildiğini ifade etti. Bu büyümenin, yalnızca iç talebe değil; ihracata dayalı bir yapıyla sürdürülebilir kılınmasının kritik önemde olduğunu dile getirdi.
SAHA İstanbul’un kuruluşundan bu yana geçen sürede savunma, havacılık ve uzay sanayii alanında önemli bir kümelenme modeli ortaya koyduğunu belirten Murat İkinci, birlik bünyesindeki firma sayısının her yıl istikrarlı biçimde arttığını, bu artışın ise nitelikli üretim ve ihracat kapasitesine doğrudan yansıdığını kaydetti. İhracat yapan firma sayısındaki yükselişin, Türkiye savunma sanayiinin küresel pazarlardaki görünürlüğünü de güçlendirdiğine dikkat çekti.
Konuşmasında tedarik zincirinin sürekliliğine özel vurgu yapan İkinci, savunma sanayiinde bir platformun ya da sistemin başarısının, yalnızca ana yüklenici performansıyla değil; binlerce alt bileşenin zamanında, kalite standartlarına uygun ve sürdürülebilir biçimde üretilebilmesiyle mümkün olduğunu ifade etti. Bu noktada KOBİ’lerin ve uzmanlaşmış yan sanayi firmalarının sistemin bel kemiğini oluşturduğunu söyledi.
Murat İkinci ayrıca, savunma sanayiinde ölçek büyürken, finansman ve insan kaynağı ihtiyacının da aynı oranda arttığını belirterek, sektörün önümüzdeki dönemde daha uzun vadeli, öngörülebilir ve istikrarlı bir sipariş yapısına ihtiyaç duyduğunu dile getirdi. Bu sayede, firmaların yatırım kararlarını hızlandıracağını ve kapasite artışlarını daha sağlıklı biçimde planlamalarına imkân sağlayacağını ifade etti.
.jpeg)
MSB Bakan Yardımcısı Musa Heybet: “Savunma Sanayiinde Süreklilik, Operasyonel Güvenilirlikle Doğrudan İlişkili”
7’nci Savunma Sanayii Buluşmaları’nda konuşan Millî Savunma Bakan Yardımcısı Musa Heybet, savunma sanayiinin yalnızca üretim ve tedarik boyutuyla değil, operasyonel süreklilik ve sahadaki güvenilirlik açısından da ele alınması gerektiğini vurguladı. Heybet, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaçlarının karşılanmasında sanayi ile kurulan güçlü ve kesintisiz iş birliğinin kritik öneme sahip olduğunu ifade etti.
Savunma sanayiinde elde edilen kazanımların sahaya yansımasının, planlama, üretim, bakım-onarım ve modernizasyon süreçlerinin bütüncül bir anlayışla yürütülmesine bağlı olduğunu belirten Musa Heybet, bu zincirin herhangi bir halkasında yaşanacak aksamanın doğrudan operasyonel etkinliği etkileyebileceğine dikkat çekti. Bu nedenle, tedarik süreçlerinde öngörülebilirliğin ve zamanında teslimatın vazgeçilmez unsurlar olduğunu dile getirdi.
Konuşmasında yerlilik ve millîlik konusuna da değinen Heybet, kritik sistemlerde dışa bağımlılığın azaltılmasının yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik ve askerî bir gereklilik olduğunu vurguladı. Türk savunma sanayiinin son yıllarda ulaştığı teknik seviye sayesinde, birçok sistemin bakım, idame ve modernizasyon faaliyetlerinin artık yurt içinde gerçekleştirilebildiğini ifade etti.
Musa Heybet ayrıca, savunma sanayiinde geliştirilen platform ve alt sistemlerin uzun yıllar boyunca hizmette kalacağını hatırlatarak, ömür devri yönetiminin önemine dikkat çekti. Bu kapsamda, üretim aşamasında gösterilen performans kadar, sistemlerin kullanım süresince desteklenebilir olmasının da planlamaya dâhil edilmesi gerektiğini belirtti.
Millî Savunma Bakanlığı olarak, Savunma Sanayii Başkanlığı ve sektör paydaşlarıyla yakın bir eşgüdüm içinde çalıştıklarını ifade eden Heybet, bu koordinasyonun hem mevcut projelerin sağlıklı ilerlemesi hem de gelecekte hayata geçirilecek programlar açısından önemli bir zemin oluşturduğunu söyledi. Savunma Sanayii Buluşmaları gibi organizasyonların, bu eşgüdümün güçlendirilmesi bakımından değerli platformlar sunduğunu da sözlerine ekledi.
.jpeg)
Savunma Sanayi Başkanı Haluk Görgün: “Savunma Sanayiimiz, Stratejik Bağımsızlığımızın Somut Teminatıdır”
7’nci Savunma Sanayii Buluşmaları’nın açılış konuşmasını gerçekleştiren Savunma Sanayi Başkanı Haluk Görgün, Türk savunma sanayiinin ulaştığı ölçeği, sanayileşme derinliğini ve gelecek vizyonunu kapsamlı verilerle ortaya koydu. Görgün, savunma sanayiinin yalnızca bir üretim alanı değil; stratejik bağımsızlığın, teknolojik egemenliğin ve ekonomik direncin en güçlü dayanaklarından biri haline geldiğini vurguladı.
Türkiye savunma sanayii ekosisteminin bugün itibarıyla ulaştığı büyüklüğe dikkat çeken Görgün, sektörde 3.500’ün üzerinde firma, 1.400’den fazla aktif proje ve 100 binin üzerinde doğrudan istihdam bulunduğunu belirtti. Sektörün toplam cirosunun 20 milyar dolar seviyesini aştığını, ihracatın ise 8,5 milyar dolara yaklaşarak rekor seviyeye ulaştığını ifade etti. Yerlilik oranının yüzde 80’in üzerine çıktığını vurgulayan Görgün, ihracat yapılan ülke sayısının 185’e, ihraç edilen ürün çeşidinin ise 230’a ulaştığını kaydetti. Bu noktada savunma sanayiinin ulaştığı seviyenin yalnızca niceliksel bir büyüklük olmadığını vurgulayan Görgün, “Bu tablo, stratejik bağımsızlığın, millî teknolojinin ve ekonomik direncin sahadaki karşılığıdır” ifadelerini kullandı.
Konuşmasında Savunma Sanayii Başkanlığı’nın rolüne de değinen Haluk Görgün, Başkanlığın yalnızca tedarik süreçlerini yöneten bir yapı olmadığını; aynı zamanda sanayileşme, kapasite geliştirme, teknoloji transferi ve ekosistem inşası alanlarında yön belirleyici bir aktör olarak konumlandığını ifade etti. Bu kapsamda, özgün tasarım ve geliştirme kabiliyetine sahip, küresel tedarik zincirlerine entegre olabilecek ve müttefik sistemlerle yüksek düzeyde birlikte çalışabilirlik gösterebilecek bir yan sanayi yapısının oluşturulmasının temel hedeflerden biri olduğunu söyledi.
Yürütülen projelerde KOBİ’lerin ve yan sanayinin rolüne özel vurgu yapan Görgün, sözleşmeler kapsamında yüklenici firmaların iş payının en az yüzde 21’ini nitelikli işler olarak yan sanayi ve KOBİ’lere vermesinin zorunlu tutulduğunu belirtti. EYDEP kapsamında ise yan sanayiye verilecek işlerin en az yüzde 70’inin EYDEP sertifikalı firmalar tarafından gerçekleştirilmesinin esas alındığını ifade etti.
Savunma sanayiinde sürdürülebilirliğin yalnızca üretimle değil, finansal mimariyle de doğrudan ilişkili olduğuna dikkat çeken Görgün, 2024–2025 döneminde Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın koordinasyonunda sektörün ihtiyaçlarına özel çok boyutlu finansal düzenlemelerin hayata geçirildiğini söyledi. Bu kapsamda devreye alınan Tedarikçi Finansman Desteği mekanizmasıyla, tedarikçilerin vakıf şirketlerinden olan vadeli alacaklarını teminat göstererek krediye erişebildiğini aktardı.
.jpeg)
Sektörel likiditeyi artırmak amacıyla 40 milyar TL kefalet büyüklüğüne sahip Kredi Kefalet Programı’nın hayata geçirildiğini belirten Görgün, bu programdan şimdiye kadar 1.200 firmanın yararlandığını ve toplamda 8 milyar 250 milyon TL tutarında kredi kullandırıldığını açıkladı. Bu noktada Görgün, “Finansman tarafında attığımız adımlar, sahadaki üretim kabiliyetinin kesintisiz sürmesi için kritik önemde” ifadelerini kullandı.
EYDEP A ve B seviye firmalara döviz bozdurma yükümlülüğü olmaksızın döviz kredisi kullanma imkânı tanındığını belirten Görgün, yapılan düzenlemelerle bu firmaların dövizli veya dövize endeksli sözleşme yapabilmesinin de önünün açıldığını söyledi. Ayrıca, Vakıf Leasing ve Kuveyt Türk Katılım Bankası ile yürütülen iş birlikleri kapsamında 115 firmaya toplam 160 milyon dolar tutarında kredi hacmi sağlandığını ifade etti.
Konuşmasında YETEN ve EYDEP programlarının ulaştığı ölçeği de paylaşan Haluk Görgün, YETEN kapsamında 9 binden fazla ürünün ve 4.000’den fazla firmanın envantere alındığını; EYDEP kapsamında ise 1.600’den fazla firmanın değerlendirildiğini, 400’ün üzerinde firmanın hibe ve mentorluk desteği aldığını ve 85 firmanın stant/yer desteklerinden faydalandığını kaydetti. Toplamda 5,7 milyar TL tutarında finansman desteği sağlayan çeşitli kredi ve leasing modellerinin aktif olarak yürütüldüğünü de sözlerine ekledi.
İstanbul’un savunma sanayii içindeki yerine de değinen Görgün, 2025 yılı itibarıyla İstanbul’un savunma ve havacılık ihracatının 2 milyar 328 milyon dolar seviyesine ulaştığını belirtti. YETEN kapsamında İstanbul’da 789, EYDEP kapsamında ise 206 firmanın kayıtlı olduğunu ifade eden Görgün, bugüne kadar İstanbul’da yerleşik 42 firmaya toplam 1 milyar 800 milyon TL yatırım teşvik belgesi düzenlendiğini, 13 firmaya 181 milyon 685 bin TL kredi tahsis edildiğini açıkladı.
Konuşmasının ilerleyen bölümünde savunma sanayiinin yalnızca bugünün ihtiyaçlarını değil, geleceğin muharebe ortamını da şekillendirdiğini vurgulayan Haluk Görgün; yapay zekâ, otonom sistemler, siber güvenlik, kuantum sonrası kriptografi ve ileri veri işleme teknolojilerinin savunma sanayiinin yeni odak alanları olduğunu ifade etti. Bu kapsamda yapay zekâ ve ileri teknolojilerin savunma sanayiindeki dönüştürücü etkisine de değinen Savunma Sanayi Başkanı Haluk Görgün, Türkiye’nin bu değişime hazırlanırken teknolojik bağımsızlığı artık yalnızca ürün bazlı değil, sistemsel kapasite ekseninde ele alması gerektiğini vurguladı.
Yerli çip tasarımlarından yapay zekâ mimarilerine, edge bilişim tabanlı platformlardan veri egemenliğine kadar uzanan yatırımların, ulusal güvenlik ve teknolojik bağımsızlık hedefleriyle bütünleşik bir strateji çerçevesinde planlanmasının önemine dikkat çeken Görgün, hiçbir algoritmanın stratejik aklın yerini tutamayacağını ifade etti. Bu nedenle yüksek teknolojinin, nitelikli insan kaynağıyla beslenmesinin ikinci temel öncelik olduğunu belirten Görgün; AR/VR destekli simülasyon altyapılarından yapay zekâ mühendisliği ve etik denetim mekanizmalarına kadar her aşamada yeni kabiliyetlerin geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Dijital harp ortamına uygun güvenlik protokollerinin de bu vizyonun ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Görgün, kuantum sonrası kriptografi, dezenformasyon karşıtı yazılım çözümleri ve otonom siber savunma merkezlerinin bir devlet refleksi olarak konumlandırılmasının altını çizdi. Bu dönüşümün yalnızca teknolojik bir hazırlık değil, stratejik öngörüyle şekillenen bir gelecek mimarisi olduğunu belirten Görgün, bu vizyonla hareket edildiğinde Türkiye’nin savunma sanayiinde olduğu kadar, küresel ölçekte oyun kuran bir teknoloji lideri olarak da konumunu güçlendireceğini ifade etti.
Görgün, konuşmasını “Türkiye, savunma sanayiinde artık yalnızca kullanıcı değil; teknoloji üreten, ihraç eden ve kural koyan bir ülke konumundadır” sözleriyle tamamladı.